İlim mi bilim mi?


Bilimin tarifini batı düşünürü Ernest Renan şu şekilde yapmaktadır; “Bilim bir dindir ve bundan sonra amentüleri bilim yazacaktır. Ahlaki ve edebi meseleleri bilim çözecektir” Hatta bilim ilerledikçe, dinin ortadan kalkacağı bile savunulmuştur. Din ortadan kalkmış mıdır bunu bilmem lakin ahlak ve edebin düştüğü durum ortadadır. 

İlmin yerini bilimin aldığından beri, sevgi de, güven de, saygı da kalmamıştır. Hayatta en değerli bilgi ile tanışılmadığı için insan köleleşmiş, güç makamın ve paranın elinde olmuştur.

İmanın ilimden doğduğu, cehaletin de hayatı kararttığı ortadadır. Fırtınalı havada iyiliklerin ve iyilerin limanı doğru bilgiyken, kötülüklerin ve kötülerin limanı cehalet karanlığıdır. 

Cehalet hayatımızı zorlaştırırken doğru bilgi kolaylaştırır. Doğru bilgi özgürlüğün diğer adıdır. Ne kadar bilgi varsa, o kadar da özgürlük vardır. Bir de yaşanarak elde edilen bilgiler vardır ki taş üzerine yontulmuş yazılar gibidir. 

İnsan ne kadar okursa okusun, ilmine yaraşır şekilde yaşamazsa, Rahman bu kişileri kitap yüklü merkeplere benzetir. İçimizdeki iman edenleri yükseltirken bilenlerle bilmeyenleri bir tutmaz.

İlim; geleceğini cenneti mutluluk yapmak isteyenlere cennet, umudunu yitirenlere umut, yolda karanlıkta kalanlara ışık, haddini aşanlara ise ikazdır.

Hocam; “Kızım İslam’ın altıncı şartı da haddini bilmektir” derdi. Ne geliyorsa başımıza, haddimizi bilmediğimizden gelmiyor mu? 

Haddini aşanlar, yanlış bilgiyle beslenenlerdir ki bu cehaletten daha tehlikelidir. Kişi bilmediğinin de farkında değildir.

“İnsanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat yoktur” diyerek aklını putlaştıranlar ilmin kaynağında uzaklaşmıştır. Kendilerine de çevrelerine de zulmetmiştir.

Bilginin ve ilmin tek kaynağı olan vahye sarılanlar, kopmaz bir ipe tutunmuştur. İnsanoğlunun da meleklerin de bilgisi Allah Teâlâ’nın öğrettikleridir. Değişmez ve yanılmaz tek bir bilgi kaynağı vardır, o da Allah’ın yarattığı ve indirdiği kitabıdır.

İnsanlığın babası olan Hz. Âdem’e eşyaların ismini öğreten Rabbim, nebilerine de vah yetmiştir. Hz. Muhammed’in en büyük mucizesi olan Kur’an-ı Kerim, ilmin en sağlam kaynağıdır. Alemlerin Rabbi tarafından korunmuştur. 

İnsan doğumundan sonra kâinatla girdiği ilişkiyle elde ettiği bilgilerle Rabbine yaklaşır. Şükredenlerden olur. Duyan kulağının, gören gözünün, seven kalbinin şükür için yaratıldığını bilir. Gözlerin kör olması, kulakların sağır, kalplerin gaflette olması, insanın ilim yolundan çıkmasıdır.

Soru sormak yaşamak için önemlidir. Sorular insanlığın önünün açılması içindir.  Sorgulamak için çok soru soran bir kavmin soruları imanlarının değil inkarlarının artmasına sebep olmuştur. 

Unutulmamalıdır ki; vücut göze tabi, ameller de ilme tabidir. Göz neyi görüyorsa yada görmek istiyorsa o doğrultuda niyetleri olacaktır. İbn-i Mesud; “Âlim ol, öğrenci ol, dinleyici ol, seven ol. Sakın beşinci olma, helak olursun” demiştir.

Öğrenmeye ihtiyacı kalmadığını, her şeyi bildiğini zanneden haddini aşandır. Allah’ın vahyine sarılan, ölüm gelinceye kadar ilme devam edenler bilirler ki, ilimsiz ibadet olmaz.

Hak Teala vahyinde: “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” buyurmuştur. Mutluluk peşinde koşan insanoğlu bilmelidir ki; doğru bilgi doğru düşünceye, doğru düşünce doğru kararlar alıp uygulamaya geçirmeye bağlıdır.

İnanmayana, sevmeyene, ilgi duymayana, soru sormayana bilgi vermeye kalkmak havaya tohum serpmek gibidir. Suya yazı yazmak gibidir. Bilinmeli ki; ilim ve sevgi; istek ve güven ortamında dokunan bir kilim misali sabır işidir. 

Ves-selam...

info@asiyeturkan.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
01Ara

Beynine format attın mı?

24Kas

Bağımlılık

17Kas

İlim mi bilim mi?

11Kas

Sadakat varsa iman vardır!

27Ekm