Vicdan depremi...


Acılarda kenetlendiğimiz bir gerçek..

Son örneğini 24 Ocak Cuma akşamı Elazığ Sivrice merkezli şehrimizi de yakından etkileyen 6.8 şiddetindeki deprem le yaşadık..

Enkaz altından son kişi çıkartılana kadar ümitli bekleyişimiz sürdü..

Enkaz çalışmalarında kalanların yaşamaları için hep birlikte dualar  ettik..

İlk günlerin şokunu atlattıktan sonra nefisle mücadelemiz başladı..

Vicdanlarda deprem başladı..

Nasıl bir deprem? nefisle mücadele depremi..

Depremde herhangi bir zarar görmemesine rağmen 3-5 çadır alıp saklayan kişi hangi vicdana sahip acaba..

Koli koli yiyecekleri evine istifleyenler gerçekten bu davranış içinize sinecek mi?

Bir taraftan depremzede için evini kirasız verenler diğer taraftan  depremi fırsat bilerek ev kiralarını misliyle artıranlar..

Aman Allah'ım bu nasıl bir yaman çelişki..

Ne ara bu hale geldik..

Devlet deprem de hasar  veya ağır hasar gören evler için yardımlar yapacağını duyurunca  yıllardır oturmadığı eski evini depremde çatlaklar var diyerek gelen yetkiliyi kandırıp para kopartmaya çalışanlara da  bir çift sözümüz olur herhalde..

Diyelim gelen yetkilileri  bir şekilde yanılttın ve bir miktar para koparttın.. Peki o paralar nereden geldi onu da söyleyeyim belki utanır da boğazınıza düğümlenir..

Yardım için toplanan paralarda kumbarasında biriktirdiği harçlığını gönderen çocukların olduğunu unutma!

Kendisine devlet tarafından bağışlanan bir şehit ailesinin evini bağışladığını da hatırla..

Kolundaki bileziği gönderen nişanlı genç çifti aklına getir..

Hediyelik bir paketin üzerine ise iğnelenmiş, 'Yeni alacak başka param yoktu. Kızıma aldığım hediye paketi gönderdim. Geçmiş olsun kardeşim. Allah, sizlere sabır ve şifalar versin' yazılı isimsiz not, okuyanları duygulandırdı..

Kızına aldığı hediye paketini açmadan depremzedeye gönderende vicdan sahibi haksız yere yardım kopartmaya çalışanda Allah ıslah eylesin..

Bundan bir kaç yıl önce bir yazı okumuştum..

Japonya da meydana gelen  tsunami sonrası..

“Japonya’da Müslüman az, İslam çok!”

Japonya’dan gelen gazeteci dostum Hüseyin Akın’ın anlattıklarından çok etkilendim.

Depremin en çok vurduğu Miyagi eyaletinin Sindai şehrinde şahit olduklarının bir bölümü bilinen şeyler.

İşte; büyük felâket, görülmemiş yıkım, yok olan aileler, biranda sıfırlanan servetler.

Böyle bir felaketin ardından çok büyük bir kıtlık yaşanır haliyle

Ayakta kalabilen marketlerin önünde büyük kuyruklar oluşmuş.

Diyor ki Hüseyin;

“Abi, insanlar marketlerin önünde uçsuz bucaksız kuyruklar oluşturmuş. Marketler içeride sıkışıklık olmasın diye ellişer ellişer alıyor müşterileri. İnanır mısın, araya girmeye çalışan bir tek Japon’a rastlamadım.”

Yani uyanıklık yaparak veya arbede oluşturarak kargaşadan faydalanıp kuyruğu beklemeyip ön sıralara girmek..

Arkadaki bir dolu adamı aptal yerine koymaca. Bir dolu kul hakkı yemece!

Ve araya girdikten  sonra etrafa; nasılda ön sıraya geçtim havasına girmece..

Kimsenin dikkatini çekmezse, marifeti bünyede tutamayıp, ev halkına “Ohooo, uyanıklık yapmasaydım sabaha kadar gelemezdim” havası atmaca.

Felakete uğrayan Japonlar böyle basitliklere tenezzül etmiyorlarmış.

Kimsenin organize etmediği düzenli kuyruklarda, sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlarmış!

Müslümanda olması gereken Medine tavrına bak!

Bir düşün ey vatandaş.

O kuyruğu bitirdin diyelim; sıra sana geldi.

İçeri girdin.

Markette kota da yok, isteyen istediği kadar mal alabiliyor yani.

Cebinde para da var..

Sen olsan ne yaparsın?

Ya da ben olsam ne yaparım?

Bizim yapacağımız bellidir; taşıyabildiğimiz kadarını yüklenmek.

Çuval çuval.

Birbirimizi eze eze.
Eeee, bunun yarını, öbür günü de var.

Ya bir daha bulamazsak!

Japonlar bizim gibi yapmıyorlarmış.

Sınırlama olmadığı halde “Bir haftalık ihtiyaçlarını görebilecek kadar” malzeme alıyorlarmış.

Peki, niçin böyle yapıyorlarmış?

Hüseyin, bu konuda birkaç Japon’la konuşmuş.

Dedikleri şuymuş:

“Hepimiz hücum edecek ve malları topluca alacak olursak, durum hiçbir zaman normale dönmez. Oysa biz, felaket havasının bir an evvel ortadan kalkmasını, hayatın bir an evvel normale dönmesini istiyoruz. Bu ancak toplu hareketle olur. Herkes sorumlu davranırsa, toplum daha az acı çeker!”

Ne medeni bir tavır değil mi?

Tam da Müslüman’a lâyık!

Bu arada unutmayalım; Japonlar bölgedeki lokantaların batmaması için de.

İmkan olduğunca dışarıda yemeye çalışıyorlarmış.

“Onlar batarsa biz de batarız” düşüncesiyle.

Bu bir kampanyaya dönüştürülmüş; “Esnafı da düşün” kampanyasına!

Tavra kendince, bütün saflığı ile yorum getiren Hüseyin’in şu sözü takıldı kafama:

“Japonya’da Müslüman az, İslam çok!”

Ve bizdeki bazı görüntüleri hatırladıkça İnsanlığımdan utandım.

Müslümanlığımdan utandım!
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Eyl

Bir fıkra

18Eyl
17Eyl

İstihdam ve MTSO

14Eyl

40 yıllık hayal gerçek oluyor..

11Eyl

İmam Hatipli olmak