Biraz hüzün, biraz sevinç


Sizler 70’li yılları nasıl hatırlıyorsunuz?  Benim için 70’li yıllar çok şeyler ifade ediyor.60‘lı yılların sonlarına doğru hızla artan gençlik faaliyetleri büyük ses getirirken dünya sanat ve spor yönünden oldukça etkili bir dönemi yaşıyordu.

Başta arkadaşlık olmak üzere spor, sanat ve dayanışma yönünden 70’li yılların halen konuşulması sürpriz değil.

Teknoloji günümüzde insanlara bazı kolaylıklar getirirken beraberinde çok daha önemli değerleri de götürdüğü gerçeği son zamanlarda sıkça konuşulmaya devam ediyor.

Süper arabalar, süper siteler, süper telefonlar süper alışveriş merkezleri kısaca süper bir yaşam...

Peki, bizleri bazı konularda geriye atan teknoloji ve lüks yaşamın bizlerden neler götürdüğünü biliyor musunuz?

Mahallemizde evin anahtarını teslim ettiğimiz bakkallar, sabahtan akşama kadar sokaklarda futbol oynarken kısa süreliğine eve gelip salçalı ekmeklerin yenip tekrar mahalle maçlarına devam edilmesini, kızların yakan top ve yedi tuğla, beş taş oyunlarını oynarken anne ve babaların sokakta oynayan çocukların güvende olduğu günleri, mahalle olarak Yeşilçam filmlerine gidip, Erol Taş, Önder Somer, Ahmet Tarık Tekçe'ye filmdeki sevgilileri ayırdığı günler anılarda kaldı.

Bilgisayar başında saatlerce oturan ve sokak futbolunu, sokak oyunlarını ve mahalle arkadaşlığını bilmeyen çocukların birde müfredat istikrarsızlığının etkisiyle dengelerinin bozulmasından nasıl mutlu musunuz?

60’lı yıllarda mahallede beraber top oynadığımız beraber Renkli, Can, İstanbul ve Büyük sinemalarına gittiğim arkadaşlarla beraberliğimiz devam ediyor.

Bir araya geldiğimi zamanlarda şimdilerde herkesin ortak konu başlığı olan klasik konu başlıklarının dışında geçmişte yaşadığımız güzellikleri konuşuyoruz.

Yeşilçam'ın bizlere sunduğu merhameti sevgi ve saygının bugün aynı sektörde yerini küfür ve argo konuşmalara bırakması ve izleyicilerin edilen küfürler karşısında gülmelerini de anlamış değilim. Oysa Sadri Alışık, Öztürk Serengil, Nejat Uygur, Kemal Sunal, Şener Şen filmleriyle gerçek komediye yıllarca tanıklık etmiştik

Aile değerlerine olumsuzluk yaratacak hiçbir şeyleri bizlere yaşatmadılar.

Turist Ömer'le gülmeyi, Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Filiz Akın ve Fatma Girik’le sevginin ne kadar güzel olduğunu, Hulusi Kentmen, Sami Hazinses, Cevat Kurtuluş, Nubar Terziyan'la zengin-fakir kavramının olumsuzluk yanının olmadığını görüyorduk.

Bütün bu güzellikler geride kaldı.

Şimdilerde en büyük desteği bilgisayardan alan kuşaklar sahne almış durumda...

Futbolu sahada değilde bilgisayarda oynuyorlar. Terlemeden, yakın temas olmadan ve Fast-Food türü yiyecekler yiyerek yani sanal alemde futbol oynarken obeziteye yakalanıyorlar.

Sakaklarda futbol topunun peşinde koşmanın mutluğunu yaşayamayanlar için endişelerim var.

Spor yapmayanların spor yapanlara göre daha fazla olduğu günümüzde sporun bilinen artılarının çok uzağında yine bilinen tehlikelere bulaşma yüzdesi fazla olan gençlerimiz için somut adımların atılması lazım.

Bizim kuşak kadar şanslı olmadıklılarını söyleyebilirim.

Kendilerine avantaj sağlayacak fazla şeyleri yok. Buna paralel yapacakları ilk iş spor olmalı...

Okulların müfredat programlarında beden eğitimi dersinin haftada tek ders olması ilk yanlış olarak karşımızda duruyor.

Günümüzde faaliyette bulunan kulüplerin tercih sırasının ilk basamağında futbol yer alıyor.

Bu bizler için sürpriz değil, Televizyonlarda yer alan futbol programları ve gazetelerin spor sayfaları futbola olan ilgiyi daha cazip hale getirdiği biliniyor.

Yıllar öncesinde her mahallede bulunan ve " tarla " olarak tabir edilen arsalar artık günümüzde yok. Tarlalarda futbol topunun peşinden koşan bazı futbolcular geçmişte çok iyi kulüplerde futbol oynarlarken ulusal takımımızın da formalarını giymişlerdi.

Şimdilerde futbola olan ilgilin en üst seviyede olmasına rağmen uluslararası arenalarda başarının gelmemesi dikkatlerden kaçmıyor.

 Takım oyunlarında en büyük başarının Voleyboldan gelmesine rağmen medyada fazla yer almamasına da alıştık.

Futbolda 2002 yılında gelen dünya üçüncülüğü, Galatasaray’ın 2000 yılında kazandığı UEFA ve Süper Kupa dışında başarı yok.

Basketbol da ise Efes Pilsenle gelen Koraç kupası şampiyonluğu,70’lı yıllarda Erkek Basketbol Milli takımımızın Balkan şampiyonluğunu kazanması, Fenerbahçe’nin ise basketbol'da Avrupa’nın en büyük kupası olan Euro ligi kazanması bile futbolun önünde yer alıyor

Voleybolda bayanların elde ettiği şampiyonluklar spor tarihimizin en büyük zaferleri olarak hatırlanacaktır.

Eczacıbaşı, Vakıfbank ve Fenerbahçe ile gelen başarıların Voleybol Federasyonun kurumsal kimliğinin artıları sayesinde çok daha iyi yerlere geleceğini düşünüyorum.

Gerek kulüp yapılanması gerekse alt modelleriyle iyi konumda olan bu kulüplerin ortaya koyduğu olumlu tablonun futbola da bulaşmasını bekliyoruz.

Son olarak filenin sultanlarının Almanya'yı 3-0 yenerek Tokyo olimpiyatlarına katılma vizesi almasına ulus olarak çok sevindik.

Gurur tablosunu bizlere yaşatan filenin sultanlarının gazetelerin spor sayfalarında üç büyük takımın transfer haberlerinin gerisinde kalmasına tepki koyanların olduğunu sakın unutmayın.

Futbol dışında gelen uluslararası arenalarda yaşanan şampiyonlukların o anda büyük kulüplerde yaşanan gelişmelerin araksında yer almasına sporseverlerde alıştı.

Futbolun sabahlara konuşulmasına ve yazılamasına rağmen yıllarca beklenen başarının gelmemesi sürpriz değil.

  Futbolu bıkmadan konuşan ve yazanların futbolun ileriye gideceğini düşünenler şapkayı önlerine koyup bir kez daha düşünsünler. 

Üç büyüklerin amigoluğuna soyunan köşe yazarları ve ekrandaki futbol yorumcularının sabahlara kadar devam eden yorumlarıyla ülke futbolunun bir adım ileriye gitmesini bekleyenler daha çok beklerler.

Filenin sultanlarının olimpiyat vizesi aldığı gün ekranlarda maçı yorumlayan futbol yorumcularının yüzlerindeki sevinç sadece voleybol ve basketbolla sınırlı kalacak gibi gözüküyor.

Türk voleybolunun geleceğini parlak görünüyor. Geçtiğimiz yıl Malatya’da yapılan AXA Sigorta Erkekler Kupa Voley maçları ve 2019 CEV Avrupa Altın Ligi’nde Slovakya ile yapılan maçta Malatyalı sporseverlerin gösterdiği ilgi hala konuşuluyor.

Maçlarda salonun tıka- basa dolu olmasına rağmen dışarıda kalan yüzlerce sporseverin salon dışından milli takım oyuncularına verdikleri destek sporcular içinde büyük moral olmuştu. 

70’li yıllarda Malatya'da 12 takımın yer aldığı büyükler voleybol ligi maçları da benzer ilgiyle takıp ediliyordu.

Gündüzleri futbol oynadıktan sonra kramponları çıkartıp kesleri giyerek bu kez Atatürk spor salonunda voleybol oynuyorduk.

Çıkartılan lisanslarımızda futbolun yanı sıra Basketbol, Voleybol branşlarıda yazılıydı.

Durum böyle olunca ana branşımız olan futbol ile birlikte basketbol ve voleybol'da oynamak zorundaydık.

Voleybol ve Basketbolu da futbol kadar sevmiştik. Ligde yer alan Hava gücü takımının ligi forse ettiği yıllarda maç yapma şansımız oldu.

Bizler futbolcu olmamızdan dolayı Hava gücü maçına çıkarken forvette oynayan futbolcu arkadaşları filenin önünde, orta saha ve defans oyuncularını da arka plana yerleştirmiştik.

Maç için her şey hazır olmasına rağmen maçın Baş Hakemi Cengiz İnci bir türlü maçı başlatmıyordu.

Bunun birinci nedeni maç öncesinde voleybolcuların pozisyon durumunu gösteren kağıdın doldurulmamış olmasıydı.

Bunun ne anlama geldiğini de bilmiyorduk.

Hava gücü takımın Kaptanı İsa Subaşı bizim yerimize pozisyon kağıdını doldurduktan sonra masa hakemine vermişti.

Başhakem Cengiz İnci bu kez benim ayakkabının solona uygun olmadığını söyleyince, İsa Subaşı yedek ayakkabısını bana vererek maçın oynanmasına engel olan ikinci sorunu da halletmişti.

Dünya voleybol tarihinin en kısa süreli maçını Hava gücüyle oynadık. Servis kırmalı maçın bitiş süresini yazmazsam daha iyi!

İşte Voleybol ile tanışmamız böyle oldu. Bana ayakkabısını veren İsa Subaşı daha sonraki maçlarda bizlere voleybol oyun kuralları ve nasıl oynamamız yönündeki yardımlarını unutmak mümkün değil.

Yıllar sonra kupa maçları ve milli takımla Malatya'ya gelen İsa Subaşı'nın kendisi gibi başarılı oğlu Milli Takım Kaptanı Burutay Subaşı'yla sohbet etme şansını buldum.

Babası Malatya voleyboluna çok büyük katkılar sunmuştu.

Malatya Hava gücü takımın ikinci sezonda Battalgazispor ile verdiği mücadelede Battalgazispor'un Sadi Fındıklı, Meşail ve Ali Gülhan'lı kadrosu Hava gücünü yenerek Malatya şampiyonu olmuştu.

Orduzu Maarifspor’da futbol oynayan daha sonra voleybol, basketbol ve atletizminin Malatya’da ilk ateşini yakan Ali Gülhan ve Malatya’da bulunduğu süre içinde gerek sporcu kişiliği gerekse Malatya halkıyla kurduğu sıcak ilişkiler kuran İsa Subaşı’nı rahmetle anıyorum.

Burutay Subaşı’nın Halk Bankası ve Milli takım formasıyla Malatya Merkez spor salonunda aldığı her sayıda sanki İsa Subaşı’nı izlemiş gibi olduk. Gözlerimden yaş gelmesine engel olamadım.

Rakibine kendi ayakkabısını vererek sporun ana temasına uygun hareke eden İsa Başçavuşu hiçbir zaman unutmayacağım.

Ülke olarak sıkıntılı ortamların yaşandığı zamanlarda en büyük tesellimiz uluslar arası arenada aldığımız sportif başarılar oluyor.

Son olarak filenin sultanlarıyla bu sevinci yaşadık. Bu tür maçları halka açık yerlerde izleme alışkanlığım var. Malatya’da ticaretin merkezi olan Akpınar’da bulunan çay ocağında filenin sultanlarının 2020 CEV Tokyo Olimpiyatları Elemeleri’nde Almanya ile yapılan final maçını izlerken maçı izleyenlerin vurulan her küte( Malatya tabiriyle smaça verilen ad) “Allahına gurban bacı “sesleri maç süresince devam etmişti.

Maç sonunda Yusuf dayının televizyonun karşısına geçerek “Bekle bizi Japonya filenin bacıları geliyor” söylemi Japonya’ya ince bir mesaj niteliği taşıyordu.   
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
28Şub

Güzel futbol beklemeyin!

26Şub

Devam kararı doğru mu?

25Şub

En zayıf halka

24Şub

Tükeniş!..

21Şub

Tek Farklı Mağlubiyetler