‘Erdoğan düşsün de, isterse Türkiye batsın’ (2)


Değerli okurlarım: konu ile ilgili bir önceki yazımda belirttiğim gibi; bu ülkede öyle bir kesim var ki, vatan toprağı (Ülkemiz Türkiye) hiç ama hiç onların umurunda değildir. Varsa yoksa onların siyasi çıkar ve menfaatleri söz konusudur. (Çünkü bu söz konusu “İttihattı Terakki” Zihniyeti kesim) koca Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasına çanak tutan ve milletimizi (24 milyon metre kare) topraktan (780 bin kilo metreye) mahkûm eden zihniyetin ta kendisidir…

Değerli okurların: yanlış anlaşılmasın; elbette ki Babadan oğula saltanata dayalı, (624 yıllık Osmanlı yönetim biçiminden; dönem dönem başarılı padişahları vardı ve başarısız padişahlar vardı.) Bu muhasebeyi millet olarak mutlaka yapmak ve asıl gerçekleri kabul etmek zorundayız. Eğer böyle olmasaydı; Osmanlının son dönemlerinde bazı padişahlar, (1718’lerde Hristiyan Batı dünyası teknoloji devrimini başlatırken) uyanır ve zamanın şartlarına göre bir Osmanlı devlet yönetim biçimi sergileyip Tanzimat’tan itibaren Osmanlı devletinin eksikliklerini görüp ve içine sızmak isteyen (batılı Mason odaklarının) sinsi oyunları karşısında gerekli tedbirleri alırlardı.. Maalesef son dönemin bazı padişahları bu gerçeği kavrayamadılar ve adım adım koca imparatorluğu parçalanmanın eşiğine gelmesine sebep oldular. Bu yazımızda bütün bu meselelere girecek değiliz. Çünkü bu konu ve Osmanlının son dönemde duraklama devrine girip çökmeye doğru gitmesine neden olan birçok sebep ve nedenleri doğru dürüst tahlil etmediğiniz takdirde; asıl gerçeklerin anlaşılması pek mümkün olmaz ve söylenenler ancak bir kısır tartışmadan öteye geçmez…

Onun için biz bu yazımızda; Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile başlayan bazı aksaklıkları ve yanlışlıkları kanun ve yasaların izin verdiği ölçüde anlatmakla yetineceğiz. Çünkü biliyorsunuz maalesef ülkemizde bazı gerçekleri söyleyemiyorsunuz. Evet, dünyanın hiçbir anayasasında olmayan bazı yasaklamalar bizim anayasamızda bulunmaktadır. Mesela geçmişte devleti yönetmiş bazı kişilerin yanlışlarını eleştirme hakkınız yoktur ve bu bazı şahsiyetler kanunlarla korunmaktadır…

Yani 1960 ve 1982 darbe anayasalarının size verdiği özgürlük kadar konuşma hakkına sahipsiniz Türkiye sınırları içinde… Bu söz konusu darbe anayasalarının değişmesi, 2002 öncesine kadar bir şekilde,  Türkiye’de gelmiş geçmiş bazı iktidarları dolaylı bir şekilde kontrol eden egemen dış güçlerinin işine gelmediği için, maalesef Türkiye bu darbe anayasaları ile halen yönetilmeye devam edilmektedir... Mesela yakın tarihte, Amerika’nın yeni başkanı  Joe Biden bir toplantısında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alarak, Türkiye'nin iç işlerine müdahale edeceğini belirterek ("Erdoğan'ı darbeyle değil seçimle devireceğim, muhalefete destek vereceğim." ) sözlerini sarf etti…

Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı 1938’den sonra 2002’ye kadar, egemen dış güçler ABD, İngiltere, Fransa ve küçücük İsrail dahi, Türkiye’de 1940’la 2002 arasında gelmiş geçmiş bazı iktidarları çeşitli şekillerde etkilemeyi başardılar.. Yalınız bir istisna, 1997’de kurulan Necmettin Erbakan’ın Tansu Çillerle kurduğu (REFAHYOL) koalisyon hükümetine istediklerini yaptıramadıkları için, maalesef (REFAHYOL) iktidarını dönemin dış güçlerin emrinde olan dönemin ulusal basını ve görsel medya kuruluşları başta olmak üzere, bazı çevrelerin baskısı ile istifaya zorlayıp (REFAHYOL) iktidarını devirmeyi başardılar. Evet, 1997’de (REFAHYOL) hükümetini deviren 28 Şubat zihniyeti, 2002’ye kadar sürdürdükleri süreçte, (26 bankayı batırarak 60 milyar doların üstünde vatandaşın parasını dışarıya kaçırdılar ve ayrıca Türkiye’yi 300 milyar doların üstünde zarara sokarak ortadan kayboldular.) Türkiye Cumhuriyeti, 2001 ve 2002’de, tarihinin en büyük iki ekonomik krizi ile baş başa kaldı, devlet ve millet olarak bu sıkıntıları halen anlatabilmiş değiliz değerli okurlarım… (DEVAM EDECEK)

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!